top of page
Intertwined
  • sermayesizkedi
  • 28 Şub
  • 1 dakikada okunur
ree

İnsanların gözünde muteber bir ilime kendini verdin. İlk başta zorlansan da kapıların yavaş yavaş açıldığını hissettin. Bu mecraya bağlandıkça bağlandın. Hatta bu alanda sonuca ulaşmak bile istemedin ki bağın hiç kopmasın. İlk zamanlar kafan dağılsın diye ilgilendiğin şeylerin gün geçtikçe bütün zihnini meşgul etmeye başladığını fark ettin. Ettin de ne oldu. Görmezden geldin. Hayatla alakalı başka bir alana yer açmadın. Bir hafta onunla bir hafta şununla ilgilenirim diye planladığın hedef, şimdi "2 hafta bu ve sonraki haftalarda da bu" şeklinde devam etti. Asıl uğraşman gerekenleri ihmal ettin. Hırs bürüdü gözünü.



İşte sana fırsat. Ramazanla birlikte yeni bir ilime başlama fırsatı. İnsanların gözünde ne para ediyor diye bakmadan başlamak. Temsil ettiğimiz şeyin hakkını verme zamanı. İhsan Fazlıoğlu'nun şu sözüne kulak verme vakti: "Ne olduğumuzu temsil edemezsek ne olmadığımızı anlatmak zorunda kalırız."

Nasihatin ve klişenin değerini anlamalıyız artık. Çünkü en büyük klişe ölümdür. Bizim gibi marjinal olmaya çalışanlar için en kötü espri anlayışına sahip olan da. Çünkü hiç güldürmüyor.

Şimdi bütün bunları fark ettin. Yanlış yolda olduğunu anladın. Ne büyük bahtiyarlık şimdi geriye ufak bir şey kalıyor değişmen için. Hangi ilime başlaman gerektiğini bulman. Bulursan bana da söyle. Ve ilimle ne kastedildiğini de.

 
 
 
  • sermayesizkedi
  • 22 Şub
  • 1 dakikada okunur
ree

Hayat bizim yazmamızı istemiyor. Yazı da hayatı yaşamamızı. İkisine de kendinizi tam olarak veremediğiniz anda ortadan yok oluyorlar. Sayfalar dolusu kitap okuyorsunuz. Klasikler, modern klasikler, gerçeküstü edebiyat, kalburüstü yazarlar, seriler, listeler, modernistler, posmodernistler... Bütün bunları hatmediyorsunuz da bir elektrik lambasını tamir edemiyorsunuz. Yahut bir arabanın arızasını. Diğer yandan hayatın altını üstüne getirmişsiniz, tokat yiye yiye hayata karşı refleksiniz gelişmiş, elinizden her iş geliyor. Fakat bu sefer hayat, okuma yazma fırsatınızı elinizden alıyor. Mu acaba? Bütün bunları yaparken yazıyla, sanatla uğraşanlar yok mu? Daha besleyici olmuyor mu bu uğraşlar. Bilmiyorum.

Yazının en başında ahkam kesip bu böyledir deyip ortasındayken su koyvermek niye. Çünkü ben hayatı kaçırmış bir adamım. Bilmediklerimle insanları şaşırtan, "Bunu da mı bilmiyorsun!" dedirten bir adam.

Acizliğimle belki de cahilliğimle şaşırttığım insanları bambaşka bir alternatifle hayret ettirmek istiyorum: Yazıyla.

Bütün gemileri yaktım. Şu anlık bir geri dönüş imkanı gözükse de, insanlar ne yapmak istediğinizi anlamasa da bu yolu gittiği yere kadar zorlayacağım. Vakti geldiğinde "Vay canına" diyenlere "Nerdeydiniz bu zamana kadar" diye cevap vereceğim. Biliyorum her şeyde olduğu gibi bunda da yanılacağım. İnsanlar "Vay canına" diyecek kadar bile kâle almayacaklar beni. Ben de o gün anlayacağım ne şan şöhrete ihtiyacım var ne de paraya. Biraz olsun anlaşılmaya



 
 
 
  • sermayesizkedi
  • 20 Şub
  • 1 dakikada okunur

ree

Cunk on Earth, her biri 25 dk olan 5 bölümlük sahte belgesel. Uzmanlarla çeşitli konularda röportajlar yapan gazeteci Philomena Cunk, karşısındaki profesörleri sorduğu sorularla çıldırtıyor. Konuyla alakalı akla gelebilecek en saçma soruları soruyor: "Pramitlerin üstü neden böyle sivri, evsizler üstünde yatamasın diye mi?"

Yunanistan ile ilgili bir bölüm çektiğinde gerçekten oraya gitmek yerine herhangi bir sahile Yunan bayrağı dikip belgeseli öyle çekiyor. Sorduğu sorular ve yaptığı çıkarımlara gülmekten kendinizi alamıyorsunuz. Gece diye bir şeyin varlığına inanmıyor mesela. Uzmana diyor ki "Siz şimdi gecenin var olduğunu da iddia edersiniz. Beyni yıkanmamış bebekler bile bilir gece diye bir şey olmadığını yoksa kalkıp neden ağlasınlar ki o saatte!"

Sahte belgeselde Cunk'un genel karakteristik özelliği konuyu hep yanlış bilmesi ve karşısındaki uzmanlara karşı kendi duyduklarını sonuna kadar savunması. Hatta bazen profesörleri "Bunlara da profesör diyorlar işte," diye küçümsüyor. Diane Morgan (Cunk) o kadar iyi rol yapıyor ki bunun bir sahte belgesel olduğunu unutuyorsunuz.

Cunk, sanat sepet işlerinden de pek hoşlanmıyor. Tablolardan, heykellerden, kitaplardan, tiyatrolardan...

Abraham Lincoln'den bahsettiği bir bölümde şöyle diyor: "Savaştan sonra Abraham Lincoln Başkan seçildi. Fakat 5 gün sonra başına talihsiz bir olay geldi: Zorla tiyatroya götürüldü! Suikastçı acımasız biriymiş ki 3. perdeye kadar beklemiş."

Cunk'un düşünme tarzı da geçmişteki bilgileri günümüz şartlarıyla düşünmeye müsait. Geçmişte yaşanan birtakım olayları bugünün teknolojisiyle ifade ediyor.

İlk defa sahte belgesel tarzında bir yapım izlemiş biri olarak çok eğlendim ve hemen başka sahte belgeselleri de araştırmaya başladım ve "Cunk on Britain" diye başka bir dizisinin olduğunu ve "Cunk on Sheakspeare" ve "Cunk on Life" diye filmlerinin de çekildiğini öğrendim. İyi seyirler

 
 
 

© 2035 by The Book Lover. Powered and secured by Wix

  • Facebook
  • Twitter
bottom of page