top of page
Intertwined
  • sermayesizkedi
  • 12 Oca
  • 2 dakikada okunur

Bugün bir öykü derlemesi olan Bulanık Rüya'yı okudum. Başka bir kitap olsa iki üç öykü okuyup bırakırdım fakat bunda öyle olmadı. Hikayelerin kurgusu da öyle ahım şahım şaşırtan cinsten değildi. Fakat anlatımın güzelliği beni kitabın içine çekti de yetti. Öykülerin konuları "Hayır diyemeyen birinin hikayesi" , "Ailenin bütün maddi yükü üzerinde olan karakterin serzenişleri" , "Annesinden çok istediği eldiveni aldırmaya çalışan bir çocuk" gibi alelade konular olmasına rağmen yazar anlatış biçimiyle, samimi ve güncele yaraşır bir dille adeta sizi büyülüyor. İlk öyküde geçen şu cümleye bakar mısınız: " 'Senden bir şey istesem yapar mısın?'a kurulu bir saat gibi hissediyorum. Bu cümleyi duyar duymaz 'Tabii,' diye çalan bir saat."

Hikayenin ileri sayfalarında karakterin kendisinin kullanıldığını şöyle anlatması peki: " 'Yapar mısın," demeye bile gerek görmediler zamanla. 'Yapsana,' yeterliydi! İsteklerini gerçekleştirdikten sonra özgün bir tablo muamelesi görmekti dileğim. Ama her seferinde evinin dekoruna uyumlu olduğunu için beğenilen fabrika ürünü bir resim muamelesi gördüm."

Beni Ona Bağlayan Zincir hikayesinde ise yazar ailesinin neredeyse bütün maddi yükü omuzlarına yıkılan Güzide ismindeki bir kadının öyküsünü anlatıyor. Öyle ki kardeşine bakan, okul masraflarını karşılayan, ebeveynlik görevi üstüne devredilmiş bir kadının mağduriyetini şu cümlelerle anlatıyor yazar: "Kardeşlerim 'kendilerine dokunmayan yılan bin yaşasın' zihniyetinde, annemse görevini mevkîdaşına devretmiş bir bakan rahatlığında zincirin halkalarını çoğalttıkça çoğalttılar."

Kuşburnu öyküsünde, köye yeni atanan bir imamın etraftaki kuşburnuların hiç toplanmadığını fark etmesi anlatılıyor. Fantastik öğeler içeren bu hikaye gerilimi buram buram hissettiriyor okura. Kuşburnu çalılıklarının altında köylü tarafından mezarlar bulunur ve artık ahalinin başı beladan kurtulmaz ve kuşburnu toplamaktan vazgeçerler. İmam efendi ise uzun zaman sonra kuşburnu toplamaya niyetlenen ilk kişi olur.

Eldiven hikayesindeyse, çok istediği eldiveni annesine aldırmaya çalışan bir çocuğun yalvarmalarını annesinin gözünden okuyoruz. Bu hikayedeki futbol terimleriyle anlatım, hikayeyi o kadar tatlı hale getirmiş ki yazarın futbola hakimiyetine şaşırmamak da elde değil: "Mağazadan çıkarken her adımda yüzünün düştüğünü görebiliyordum. Bense Ronaldo'nun zafer 'süü'- sünü taklit etmemek için kendimi zor tutuyordum."

Son olarak Okuyuş Hatası öyküsü ise köyde kuran kursu öğreticisi olarak çalışan bir hocanın yaşlı bir kadının okuyuşundaki hatalarındaki ninni gibi gelen melodileri vesilesiyle geçmişteki anıları hatırlayışı ve gelecekteki kaygılarına dalıp gitmesini anlatıyor.

On altı öykü bulunan bu derlemeyi okumanızı salık veririz efendim.

 
 
 
  • sermayesizkedi
  • 28 Şub 2025
  • 1 dakikada okunur

İnsanların gözünde muteber bir ilime kendini verdin. İlk başta zorlansan da kapıların yavaş yavaş açıldığını hissettin. Bu mecraya bağlandıkça bağlandın. Hatta bu alanda sonuca ulaşmak bile istemedin ki bağın hiç kopmasın. İlk zamanlar kafan dağılsın diye ilgilendiğin şeylerin gün geçtikçe bütün zihnini meşgul etmeye başladığını fark ettin. Ettin de ne oldu. Görmezden geldin. Hayatla alakalı başka bir alana yer açmadın. Bir hafta onunla bir hafta şununla ilgilenirim diye planladığın hedef, şimdi "2 hafta bu ve sonraki haftalarda da bu" şeklinde devam etti. Asıl uğraşman gerekenleri ihmal ettin. Hırs bürüdü gözünü.



İşte sana fırsat. Ramazanla birlikte yeni bir ilime başlama fırsatı. İnsanların gözünde ne para ediyor diye bakmadan başlamak. Temsil ettiğimiz şeyin hakkını verme zamanı. İhsan Fazlıoğlu'nun şu sözüne kulak verme vakti: "Ne olduğumuzu temsil edemezsek ne olmadığımızı anlatmak zorunda kalırız."

Nasihatin ve klişenin değerini anlamalıyız artık. Çünkü en büyük klişe ölümdür. Bizim gibi marjinal olmaya çalışanlar için en kötü espri anlayışına sahip olan da. Çünkü hiç güldürmüyor.

Şimdi bütün bunları fark ettin. Yanlış yolda olduğunu anladın. Ne büyük bahtiyarlık şimdi geriye ufak bir şey kalıyor değişmen için. Hangi ilime başlaman gerektiğini bulman. Bulursan bana da söyle. Ve ilimle ne kastedildiğini de.

 
 
 
  • sermayesizkedi
  • 22 Şub 2025
  • 1 dakikada okunur

Hayat bizim yazmamızı istemiyor. Yazı da hayatı yaşamamızı. İkisine de kendinizi tam olarak veremediğiniz anda ortadan yok oluyorlar. Sayfalar dolusu kitap okuyorsunuz. Klasikler, modern klasikler, gerçeküstü edebiyat, kalburüstü yazarlar, seriler, listeler, modernistler, posmodernistler... Bütün bunları hatmediyorsunuz da bir elektrik lambasını tamir edemiyorsunuz. Yahut bir arabanın arızasını. Diğer yandan hayatın altını üstüne getirmişsiniz, tokat yiye yiye hayata karşı refleksiniz gelişmiş, elinizden her iş geliyor. Fakat bu sefer hayat, okuma yazma fırsatınızı elinizden alıyor. Mu acaba? Bütün bunları yaparken yazıyla, sanatla uğraşanlar yok mu? Daha besleyici olmuyor mu bu uğraşlar. Bilmiyorum.

Yazının en başında ahkam kesip bu böyledir deyip ortasındayken su koyvermek niye. Çünkü ben hayatı kaçırmış bir adamım. Bilmediklerimle insanları şaşırtan, "Bunu da mı bilmiyorsun!" dedirten bir adam.

Acizliğimle belki de cahilliğimle şaşırttığım insanları bambaşka bir alternatifle hayret ettirmek istiyorum: Yazıyla.

Bütün gemileri yaktım. Şu anlık bir geri dönüş imkanı gözükse de, insanlar ne yapmak istediğinizi anlamasa da bu yolu gittiği yere kadar zorlayacağım. Vakti geldiğinde "Vay canına" diyenlere "Nerdeydiniz bu zamana kadar" diye cevap vereceğim. Biliyorum her şeyde olduğu gibi bunda da yanılacağım. İnsanlar "Vay canına" diyecek kadar bile kâle almayacaklar beni. Ben de o gün anlayacağım ne şan şöhrete ihtiyacım var ne de paraya. Biraz olsun anlaşılmaya



 
 
 

© 2035 by The Book Lover. Powered and secured by Wix

  • Facebook
  • Twitter
bottom of page