top of page
Intertwined
  • sermayesizkedi
  • 16 Şub 2025
  • 1 dakikada okunur

Yazmak zorundayım. Yayınlatma ihtiyacı duymadan yazmak. Neden? Hayatta istediğim hangi hayalim varsa gerçekleştiği anda başıma bela oldu. İsmini hatırlayamadığım filozof "sıkıntıdan daha büyük sıkıntıya" şeklinde açıklamışsa da tam olarak bu değil benim durumum. Şartlar beni yazmaya sevk ediyor. Hazırlamak zorunda olduğum evrak, ders anlatmak zorunda olduğum öğrenciler, geçindirmek zorunda olduğum ev. (sadece maddi olarak değil) Bütün bunlar başkalarının nimeti, hayali, arzuları olabilir fakat benim yazmaya devam etmede vesilelerim. Bütün bunlara rağmen, bunlarla çatışarak, bunlar için yazmak zorundayım. Hiç kimse ne yapmak istediğimi anlamasa da. "Önce yap sonra açıklarsın," diyen İsmet Özel'in bu sözüyle daha erken karşılaşmam gerekirdi. Çünkü herkese anlattım ne yapmak istediğimi ve elimden alındı bütün bunlar. Fakat yazı öyle bir şey ki elinden alınanlarla besleniyor. Yani elinizden alınan yazı olsa dahi yazma isteğiyle dolup taşıyorsunuz. O yüzden elimde bir tek yazı kaldı. Diğer başka ne istediysem zıddına döndü. O yüzden hiçbir şey istemiyorum. Yazıda bela yok mudur? Her şeyden daha çok. Fakat yayınlatma konusunda ortaya çıkıyor bu sorun. O yüzden bir kitabımın çıkıp çıkmaması konusunda tereddüt ediyorum. Tereddüt varsa yarım da olsa istek yok mudur? İnsan nedirin yanıtı buradadır işte. Yalan söylemesinde.

ree

 
 
 
  • sermayesizkedi
  • 5 Oca 2025
  • 1 dakikada okunur

ree

İronisi tadında, kısmen didaktik, yerine göre eğlenceli, sıkmayacak kadar kısa, Seksen Günde Devri Alem kitabından sonra beğenerek okuduğum 2. Jules Verne kitabı. Bazı kitaplar gereğinden fazla uzun değiller mi? Evet odaklanamıyoruz, bizde de hata var fakat bütün suç bizde mi? Jules Verne'i bu yüzden seviyorum, genellikle kısa yazmış. Tabii "Denizler Altında Yirmi Bin Fersah" gibi hacimli romanları da mevcut fakat genellikle kısa yazdığı için minnettarım. Artık uzun kitap okuyacak sabrı ve takati kendimde bulamıyorum. Hele başkasının önerdiği uzun romanlara dayanacak gücüm yok. Ancak kendim keşfettiğim kitapların peşine düşmek istiyorum. Listelerden bıktım, evet geliştiriyor ama ben böyle gelişmek istemiyorum. Herkesin aynı eserleri okuyup tek tipleştiği bir dünyadan nefret ediyorum. Kendi kitabımı bulmak istiyorum ya da kendi kitabıma dönmek. Başkalarının tavsiyesiyle kendi kitabıma dönebileceğime olan inancımı yitirdim. Şahsiyetim zarar görüyor, karakterim zedeleniyor, iradem zayıflıyor. Seçmenin özgürlüğüne dönüp bütün takıntılarımdan kurtulmak istiyorum. Bu bir kitap tavsiyesi değildi. Okuduğum kitaptan hareketle bir deneme sadece. Her ne kadar bilim taraklarında bezim olmasa da Jules Verne keyifle okuduğum bir yazar. Hayal gücünün peşinden giden yazarları seviyorum. Bir de ironik, mizahi kitaplara pek rastgelemiyorum, bulunca ne kadar kötü de olsa sahiplenmeye çalışıyorum. Keşke sokak hayvanlarını sahiplendiğimiz gibi kitapları da sahiplensek. Cep yakan fiyatların kol gezdiği şu günlerde ne iyi olurdu. Satın alma sahiplen! Kitapçılar polise şikayet ederse karışmam. İnsanın zihnini çürüten berbat kötü kitapları ise belediye toplasa fena olmaz gibi. Hayvanlar için Allah'ın dilsiz kulları diyorlar ya birileri bu karara karşı çıkıp "Ne istiyorsunuz Allah'ın dilsiz kullarından," diye kötü kitapları savunabilir. Biz de tam burada itiraz edeceğiz. Evet onlar Allah'ın "dilsiz" kulları.


 
 
 
  • sermayesizkedi
  • 21 Tem 2024
  • 1 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 5 Oca 2025

ree

Yazmak için bütün şartlar olgunlaştı. Kitap tahlili yapmak için açtığım bu site bir iç dökme mecrasına, bir nevi günlük haline evrildi. Aslında bu bile benim şu anki haleti ruhiyemi anlatıyor. İsteklerim var, vazgeçiyorum. Oradan oraya savrulur vaziyetteyim. Evet şimdi o meşhur benzetme geliyor. Rüzgarın karşısındaki kuru yaprak gibiyim. Hatta o bile değilim. Yaprak istemediği bir yer dahi olsa seyahat edip duruyor. Bense ne arzu ettiğim şehirlere gidebiliyorum ne de arzulamadığım. Çakılıp kaldım. Aslında bu da beni pek yaralamıyor. Çünkü gezilecek onca yeri olan şehirlerde de üç yıl boyunca evden çıkmadım.


İnsanlara isteklerimi kabul ettirecek gücü kendimde bulamıyorum. Sen burada kalmalısın diyorlar kalıyorum. Bir konuda haksızsın diyorlar boyun eğiyorum. Amirim mobing uygularsa belki de doğrusu budur deyip susuyorum. Mukavemet sonucunda ne gibi güzellikler meydana çıkar hiç bilmiyorum.  Çıkar mı?

Burayı iç dökme için kullanacağımı belirtmiştim. Daha doğrusu burada boş yapacağım. Önceki paragraflarda olduğu gibi.


Neler yapıyorum onlardan bahsedeyim. Bu aralar Anna Karenina’yı okuyorum. Kitap bin sayfa. Oku oku bitmiyor. Aslında ben kitabı biraz da bitirmek için okuyormuşum onu fark ettim. Son sayfayı kapatınca bir işi bitirmenin rahatlığı sebebiyle seviyormuşum.

Geçenlerde “The It Crowd “ adlı bir diziyi bitirdim. Yirmi dakikalık kısa bölümleri olmasına rağmen her bölümdeki kurgu başarısı, müthiş oyunculuklar, ve ortalama mizah beni yeterince memnun etti. Yer yer kahkahalarla güldüğümü de belirtmeden edemeyeceğim. Bir İngiliz dizisi olduğu için de rahatsız edici sahnelerle dolu. Bu yüzden yatırım tavsiyesi değildir. (Aman ne komik)


Neler yaptığımı yazmak beni biraz olsun rahatlattı gibi. Bundan sonra meşguliyetlerimi de buraya aktarayım. Kimsenin okumayacağını da bilsem yazacağım.

 
 
 

© 2035 by The Book Lover. Powered and secured by Wix

  • Facebook
  • Twitter
bottom of page